orhan.yavuz@scmcworld.com | Artvin Özgür - Artvin`in haber sitesi.
Ana Sayfa
Ana Sayfa >> orhan.yavuz@scmcworld.com 10.12.2014 00:00

orhan.yavuz@scmcworld.com

OUR BOYS DİD IT! VE ARTIK İÇİMİZDEKİ “OUR BOY’S”


Yıl 1980, 12 Eylül. Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilati (CIA) eski istasyon Şefi ve diplomat Paul 

Henze, Jimmy Carter’e Türkiye’de yapılan askeri darbeyi bildiriyordu yukarıdaki sözler ile.

Generaller darbe yapmış parlamentoyu lağvetmiş, siyasilerin önde gelenleri tutuklanmış, Anayasa 

askıya alınmıştı. Amerikan devletini yönetenler de “bizim çocuklar darbe yaptı” diyorlardı. Doğru idi.

Türkiye Cumhuriyetinde Amerikan etkisi ikinci dünya savaşını takiben hızla yükselen bir çizgide 

gelişmekte iken, gerek yerel ve bölgesel dinamikler gerekse Amerikan İmparatorluğunun Dünya 

üzerindeki hakimiyet sağlama yolunda tercih ettiği yol ve yöntemler açısından ve o günkü şartlarda 12 

Eylül 1980 darbesi; ABD’nin, Türkiye Cumhuriyetini ve izleyeceği temel politikaları şekle şemale 

kavuşturulması girişimi idi. 

Cumhuriyetin kurulmasını takip eden yıllarda uygulamaya konan kamu özel sektör karma ekonomik 

modeli  dinamiğinde yürürken kendi kültürünü de yaratmakta idi. 

Kısaca olarak, kamu idaresinin eğitim, sağlık, emeklilik ve benzeri sosyal politikalar üzerinden kamu 

gelirlerini yeniden dağıtırken gözleyeceği harcama yönlü sosyal devlet uygulamaları yanında ülkede 

zenginliğin yaratılması sürecinde de aktif ve öncü rol oynaması WASP (white anglo-saxon 

protestanları) ve özellikle küresel oligarşinin en üst kesimi tarafından “zaman ayarlı bir bomba” olarak 

görülmüş ve darbeyi takip eden süreçte ve hızla; ülke ekonomi politikalarının neo-liberal çerçeveye 

oturtulması için gerekli anayasal ve yasal düzenlemeler devreye alınmıştı. 

Türkiye, devamla ve yirmi yıl kadar sürdürülen uygulamalardan elde edilen tecrübe ışığında 

innovative bir darbeye muhatap kılınarak “onlar” gibi olmamız yolunda daha zekice ve rafine bir ayar 

çekilmeye muhatap kılınmıştı. Bu DARBE, 2001 bankacılık krizi olarak da bilinen süreçtir. Bankaların 

kasaları “bir proje” dâhilinde boşaltılmış ve bu suretle bir taş ile iki kuş vurulmuştur. 

Bu kuşlardan birisi; mevcut siyaset partilerin toplum nezdinde tasfiyesi ve ikincisi yeni yasal ve 

anayasal düzenlemelerin toplum ihtiyaçları odaklı değil “oligarşik düzen ihtiyaçlar odaklı yapıldığı bir 

evreye netlikle geçmek olmuştur. Kemal Derviş ile başlayan torba yasalar çıkarma süreci günümüze 

değin devam etmiş, meclisteki milletin temsilcileri dahi hangi yasayı niçin onayladıklarını bilmeden 

yasalar yapılmaya başlanmıştır. Halk adına temsilde bulunan vekiller küresel finans oligarşisi ve yerli 

ortakları lehine kanunlar çıkarma rolü ile yüklenmişlerdir.  İlgi kanunun etkileyeceği paydaşlara, 

akademisyenlere, mesleki sivil toplum kuruluşlarına danışmak ve uzlaşmak milyon ışık yılı ötede..

Neyin demokrasisi yahu.... 

Son 40 yıla yakın yaşanan süreçte Anadolu insanı olarak bir çok alanda imtiyazlar dar bir kesimin 

lehine kaybedildi. Ülkemiz gelir dağılımı adaletsizliğinde Afrika ülkeleri ile yarışıyor. Her yıl artan 

oranda dolar milyarderi çıkarıyor Türkiye. On milyonlarca genç işsiz. Üniversite eğitimi almalarının da 

önemi yok artık. İş yok iş. İş-Kur’dan geçici ve asgari ücretle işe girmek için bile parti torpili lazım. 

Soralım kendimize; yaşamımızın bir kenarında illa da bize ait olması gerekmez ama “ilham verici” diye 

kanaat getirdiğiniz yüzünüze bir tebessüm konduran bir durum ile en son ne zaman karşılaştınız? 

Mesela, okuldaki sizin veya başka birisinin evladının Türkiye çapında başarılı olduğu bir öyküsünü 

duydunuz mu? Köyünüzün yolu, içme suyu, var ise sanat yapıları dört dörtlük mü yapıldı?

Kamu idaresine bir iş için gittiğiniz de sorununuz hemen çözüldü mü? 

Örnekle diyelim. Borçkalı hemşerilerim bilirler. Borçka ilçesinde internet yavaş çalışır. Kısaca, 

aboneler ADSL yani geniş bant erişim ücreti öder. Zamanında Borçka telekom da kurulan sistem hızlı 

internet bağlantısı sağlama noktasında yetersiz kalıyor. Sonuç; tam ücret yarım porsiyon hizmet. 

Telekom altyapıdaki yetersizliğin yarattığı mağduriyeti giderecek yatırım kararı alırken, 

müşterilerinden haksız yere para tahsil ettiğini düşünerek her aboneye yazı gönderdi ve önümüzdeki 

bir yıl için internet abone ücreti almayacağını duyurdu. 

İyi haberlerimiz bununla sınırlı değil. Köy, mezra ve yayla yollarının içinde bulunduğu olumsuzluğu 

dikkate alan Maliye’de vatandaşların yol kullanma bedeli olarak ödediği MTV’nin (motorlu taşıtlar 

vergisi) sadece yüzde ellisini ödemelerinin yeterli olacağını bildirmiş. Maliye mektubunda; Sayın 

Vatandaşımız, yolların kötü olmasından kaynaklı daha fazla yakıt yaktığınız gibi araç lastikleriniz de 

çok erken yıpranıyor. Bu duruma vicdanımız elvermedi. Özür dileriz, diyerek mektuplarının sağ alt 

köşesine kalp ikonu koymuşlar. Bir diğer güzel haberimiz ise elektrikçilerden. Borçka’daki elektrik şaft 

sahasını kapalı ve elektro manyetik dalgaları dışarı bırakmayacak malzemeler ile donanmış olarak 

inşam edeceklermiş.

 Borçka’ya karalahana yemeye gelen Enerji Bakanı ilçenin üstünü örümcek ağı gibi kaplayan yüksek 

gerilim hatlarının yer altına alınması için talimat vermiş. Bakan, “anlamadım gitti yahu; bu insanların 

burunlarının dibinde elektrik üretiyoruz,  beş kuruş indirim yok. Enerji naklinde ülke genelinde oluşan 

kayıp ki Borçka için aslında kayıp yok ama para alıyoruz, kaçak kullanmada kaynaklanan payı da 

alıyoruz. Bir de bu hatlardan kaynaklanan elektro manyetik etki ile onların sağlığı ile oynuyoruz. Bu 

kadarı da fazla yani. Neye mal olursa olsun, “önce insan” diyoruz ve yüksek gerilim hatlarını özel 

amaçla üretilmiş tüneller içinden geçireceğiz. İyi ki geldim. Bu milletin vekilleri neden bu durumu bize 

daha önce bildirmediler, hayret ediyorum demiş. Haa... bir diğer güzel haber de İŞKUR’dan. İŞKUR 

Genel Müdürü Hemşerimiz Artvin’e gelmiş ve; “..yahu şu her sene 20 milyon kusur TL parayı 

tavernada şarhoş olmuş birisi gibi havaya savuruyoruz. Bu paralar ile her yıl Artvin ilinde en ez 100-

200 kişiye kalıcı istihdam sağlanabilir. Muhalefet neden proje üretip kaynaklarımızı daha akılcı 

kullanmamıza katkı sağlamıyor” serzenişinde bulunmuş.  Bir de Turizm Bakanı Batum- Artvin arasında 

MONORAIL raylı taşımacılık hattı için 100 milyon dolar ayrıldığını TBMM’de basın toplantısı 

düzenleyerek açıklamış. Batum- Artvin arasında ulaşım 40 dakikaya inecekmiş. Hayırlara vesile olur 

inşallah!

Gelelim içimizdeki “our boy’s” konusuna. 

Paul Henze, “our boy’s” (Türkçesi ile bizim çocuklar) sözünü, Amerikan çıkarları ve tercihlerini yerine 

getiren 12 General için söylemişti. O günkü şartlarda elinde silah olan birilerinin duruma müdahale 

edip süreci “onların” istediği istikamete oturtması gerek idi. Fiili gücü, generaller sağladı, mühendisliği 

ve operasyonel uygulamaları da Özal ve ekibi. 

2001 de artık silah kullanmadan bu işi yapabilecek durumda idiler. Mucizevi bir şekilde hem de. 

“Yeni Sağ” Amerikan İmparatorluğunun dünya politikaları yaklaşımı “shoot the bastard and then we 

debate who was wright and who was wrong” sözü ile çok tanımlanabilir. Türkçesi, “önce öldürün 

sonra kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışırız”.  

Cerattepe’de numune ağaç kesimi ayni aklın yansımasından başka bir şey değildi. Sayın Orman idaresi 

numune ağaç kesimi derken kimin aklı ile dalga geçiyordu, merak edilir cinsten. Ağaç kesimin hem de 

numune olan cinsi. Sanki idrar tahlili gibi bir şey... La havle....

Kamuoyu yoklaması gösteriyor ki “Türkiye seçmeninin %72 si seçimlerde aday olmuş bir kişinin 

geçmişte yolsuzluğa karışmış olup olmadığı kendi tercihini değiştirmez”. 

Gel de buradan yak.. Özal’ın benim memurum işini bilir veciz sözü, 30 yılda benim vatandaşım işini 

bilir noktasına ulaşmış. Herkes kendi çapında tabii. Zorlu Holding, Zincirlikuyu’da şaibeli bir ihale ile 

aldığı Karayoluna ait arazide normalde inşa etmesi mümkün olandan 250 bin metre daha fazla inşaat 

yapmış. Çarpı 10 bin dolar metre kare. Al sana 2 buçuk milyar dolarlık rant. Bu paradan herkese bir 

şey düşer tabii. 

Berbere gidiyorsun adam bir yerinde sakal bırakmayı marifet sanıyor artık. O da işini biliyor yani. 

Bu toplumu bir arada tutan ne kaldı? Para mı? Kaç kişide var? Nereye kadar gider bu gidişat? Ben üç 

sene veriyorum. Buraya da yazdım. 

Küresel imparatorluğun en büyük başarısı hepimizi “onların” istediği gibi düşündürmek ve davranışlar 

sergilememizdir. Amerika bunu başarmıştır. Bir zamanlar “onların çocukları” olan 10 general yerine 

artık “onlar” tarafından formatlanmış onlarca milyon insan var. Organik bilgisayar gibi. Kumanda aleti 

“onların” ellerinde. 

Rekabetin odağında yeni dünya düzeni var. Ve üstümüzdeki gök kubbe çökertilince bu sürecin en 

büyük kaybedenleri bu gün ülkeyi yönetenler olacaktır. Bu toplumun ve ülkenin daha büyük bedeller 

ödememesi adına yapılabilecek çok az şey kalmıştır. Bu yönde etki sağlayıcı adım ancak iktidar 

tarafından atılabilir. Lakin, bunu yapabilecek bilgelik ve toplum katmanları ile alternatif bir sistem 

örgütleyebilecek bilgi ve beceri var mıdır? Bunu zaman gösterecektir.  Ben sadece çok küçük olan bir 

şansa işaret etmek istedim. 

Ülke genelinde yaşanacak ekonomik, sosyal ve siyasal gerilim ve çalkantıların Artvin ilini yakinen 

etkileyeceği kuşkusuzdur. Bu duruma öngörmekle birlikte oluşacak her türlü risk ve bölgesel fırsatları 

değerlendirme noktasında Artvinli vatandaşların katılacağı bir platform oluşturulmalıdır. Bu platform 

siyasi parti ayrımı yapmaksızın Murgul ve Artvin’de yaşanan yakın dönem dayanışmaları örnekle 

sadece riskleri göğüslemek için değil ayni zamanda Artvin ili için zenginlik yaratacak fırsatların ortaya 

çıkarılması ve uygulamasına da taraf olmalıdır. Artık, “onların çocukları” olmama, onların istediği gibi 

düşünmeme ve kendi yani Artvin’in geleceğini kurma adına vizyoner bir duruş ile örgütlü uygulama 

kabiliyetlerini sergilemenin zamanıdır. 

ESEN KALIN